Hükümet,
işçi sınıfını Taksime sokmama inadını
korkunç boyutlara taşıdı.
1 Mayısı kutlamak isteyen emekçilerin üzerine düşman
orduları gibi saldırıldı.
Bilanço ağır: Gaz bombaları, yaralılar, başından
vurulanlar, kalp spazmı geçirenler ve son yılların
en gerilimli 1 Mayısı.
Hükümet bu işi resmen yüzüne gözüne bulaştırmış
durumda.
***
Daha dün sabah, olaylardan önce bir arkadaşım şu
bilgileri veriyordu:
İstanbula Anadoludan çok sayıda polis
getirildi bugünkü
1 Mayıs yürüyüşünü engellemek için. Mesela
gecenin bir yarısında Giresundan otobüslerle
polisler getirildi İnönü Caddesine. Bu görevliler, diğer
arkadaşlarıyla birlikte Askeri Hastanenin sokağı
olan Miralay Şefik Bey Sokağına konuşlandırıldı
ve gündüz yapacakları cenge (!) mehter marşı
dinletilerek hazırlandılar.
***
Avrupada, Amerikada ve Türkiyede bir takım çevreler
uzun bir süredir AKPyi özgürlükleri koruyan parti olarak
tanımlamakta kararlıydı.
Bugün DİSK Başkanı Süleyman Çelebi haykırıyor:
AKP sadece türbana özgürlük istiyor!
Haklı değil mi?
Yerden göğe kadar haklı.
AKPnin çekirdek kadrosunun genlerinde solcu ve demokrat düşmanlığı
yatıyor. Böyle yetişmişler, bu fikirlerle eğitilmişler.
Ömürleri boyunca
1 Mayıslara, işçi hareketlerine, sol örgütlenmelere
düşman gözüyle bakmışlar.
Şimdi genlerindeki bu refleks harekete geçiyor ve işçi
sınıfına karşı bir devlet şiddeti
uygulamakta bir saniye bile tereddüt etmiyorlar.
Bütün bunların beni şaşırtan bir yanı
yok.
Bizler kimin kim olduğunu zaten biliyoruz.
Asıl şaştığım; Türkiyede mevzi
kazanmak için ABye yakın duran, takiye yapan, özgürlüklere
sahip çıkıyormuş gibi görünüp sadece kendi özgürlüğü
için çalışan bu partiyi, demokrasi kahramanı
ilan etmiş olan çevreler.
Bu arkadaşlar dünkü manzaralar karşısında
ne düşündü acaba?
Sevgili hükümetleri işçi sınıfına
plastik mermi, gaz, bomba yağdırırken, bir
zamanların emekçilerle kol kola girmiş solcuları
ne hissetti?
Sonunda anladılar mı kimin kim olduğunu yoksa
aymazlıkları hâlâ devam ediyor mu?
|