Danıştay'ın
din dersleriyle ilgili kararı Diyanet İşleri Başkanı'nı
çok kızdırmışa benziyor: "Alevi öğrencilerin
din derslerinden muaf tutulması kararı, üç-beş
hasta yanlış tedavi edildi diye hastane kapatmaya
benzer" diyor.
Gerçi 'Teşbihte hata olmaz' derler, ama sayın Ali
Bardakoğlu'nun bu benzetmesi pek de yerine oturmamış
doğrusu. Din dersleri anayasal zorunluluktur. Belli ki
Bardakoğlu'nun ve onun gibi pek çok din adamının
gözünde sosyal hastalıkların tedavisinde kullanılan
bir çeşit ilaçtır.
Hastalar hastaneye kendi rızalarıyla gelirler ve
istedikleri zaman tedaviyi reddetme hakları vardır.
Oysa din dersleri anayasal zorunluluk olduğu için öğrencilerin
'Ben bu dersi almıyorum' diye tedaviye karşı çıkma
hakkı yok. Bir taraftan 'din ve vicdan özgürlüğünü'
savunan insanların diğer taraftan ('dinde zorlama
yoktur' ilkesini görmezlikten gelerek) din derslerini zorunlu
yapmalarındaki çelişki ortada. Laik bir devlet yönetiminde
okullarda zorunlu din derslerinin olmaması gerekir. 'Dinler
Tarihi', 'Din Sosyolojisi' gibi dersler elbette olacaktır.
Milli Eğitim Bakanlığı 'Din derslerinin içeriğini
değiştirdik' diyor. Neyi değiştirdiler
bilmiyorum, ama şu anda ilköğretimde tanıdığım
öğrenciler var, düpedüz din eğitimi görüyorlar.
Din kültürü diyebileceğimiz bir eğitim görmedikleri
gibi, öğretmeler de 'din kültürü' verecek biçimde yetiştirilmiş
değil.
Sorunu salt 'Alevilerin benimsemedikleri inanışlara
zorlanması' olarak görmek de yanlış olur. Türkiye'de
kaç Alevi var, bilmiyorum. 15-20 milyonu bulur, diyenler var.
Haydi bu abartılı bir sayıdır diyelim, 5
milyon olsun. Sayın Bardakoğlu'nun dediği gibi
üç-beş hastadan ibaret değil şikâyetçiler.
Fakat "Ben çocuğumun kendi inancıma aykırı
biçimde eğitilmesini istemiyorum" diyen insan sayısı
5 milyon değil de beş kişi bile olsa, devletin bu
çocuklara zorla inanç benimsetme hakkı var mıdır?
Ve neden 'din dersi' denince sadece Aleviler akla geliyor? Bu ülkede
Hıristiyanlar, Museviler, dinsizler, ateistler, agnostikler
ve daha adını bile koyamayacağımız
neler var neler. Neden herkes aynı biçimde düşünmeye,
aynı şeylere inanmaya devlet tarafından ve
anayasayla zorlanıyor?
'Zorunlu din dersleri' için ileri sürülebilecek çok daha
temel bir itiraz var: Dini inanç, felsefi, sosyolojik,
psikolojik, tarihi boyutları olan çok önemli bir konudur.
İlköğretim çağındaki çocukların bu
konularda tutarlı, sağlıklı bir görüş
geliştirmeleri son derece zordur. Bu çağda gerçekleştirilen
şey, eleştiriler bir tutum geliştirmekten çok çocuğun
koşullandırılması olmaktadır. Daha da kötüsü,
'cehennem ateşi, sırat köprüsü, günah...' gibi
korkutucu unsurlara yapılan vurgu, çocuklarda olumsuz
tepkilerin doğmasına neden olabilir. Bu ise salt
Alevilerin değil, herkesin sorunudur. Demem o ki, 'din kültürü'
diye bir ders olabilir, yararlı da olur. Ama içeriği
bilimsel olarak hazırlanırsa, öğretmenleri ona göre
eğilirse ve ilköğretimde değil, lisenin son sınıfında
verilirse ve zorunlu olmazsa...
Bütün bunlar mümkün olur mu? Sanmıyorum. En azından
şimdilik...
|