Yargıtay
Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın
AKP hakkında kapatma davası açmasından sonra
konuşanlara bakınca, gülmeden edemiyorum.
Başbakan Erdoğan, Yargıtay'ı yok sayan bir
tavırla, AKP hakkında dava açılmasını
gayri meşru gösteriyor. İktidara bağlı
gazetelerde yazan köşe yazarları ve gericilikten
nemalanan öğretim üyeleri de aynı telden çalıyorlar:
Neymiş efendim; iktidardaki bir parti kapatılamazmış.
Yani; bir parti TBMM'de çoğunluğu ele geçirmiş
ise, o istediğini yapabilirmiş.
Bunu yapması da insan hakları ve demokrasi gereği
imiş.
Daha önce yazdık; yine hatırlatıyoruz:
Demokrasi; çoğunluğun diktatörlüğü değildir.
'Ben Meclis'te çoğunluğum o zaman bu ülkeye istediğim
rejimi getiririm.' diyemezsiniz.
Meclis Başkanı Köksal Toptan; 'Kuvvetler ayrılığı,
başına buyrukluk değildir.' diyerek Yargıtay'a
gönderme yapıyor.
Çok doğru; kuvvetler ayrılığı başına
buyrukluk olmadığı için, Yargıtay, yürütmeyi
uyarmak üzere harekete geçmiştir. Bu durum;
demokrasinin işlemesi için şarttır.
Türkiye'yi yöneten üç temel güç var: Yasama (TBMM), yürütme
(hükümet), yargı...
Şu an yasama ve yürütme AKP'nin denetimindedir.
Yürütmenin yaptığı işlerin hukuka uygun
olup olmadığını da yargı denetler.
Modern demokrasinin olmazsa olmaz şartı budur.
Buna hukukun üstünlüğü de denilebilir.
Avrupa demokrasisi; yasama ve yürütmenin hukuk tarafından
denetlenmesi üstünde şekillenmiştir.
İşte Türkiye'nin temel sorunu tam da buradadır.
Yasama ve özellikle de yürütme; kendisini yargı
denetiminin dışında ve hatta yargının
üstünde görmek istemektedir.
'Ben yüzde 47 oy aldım; iktidara geldim; o zaman yargı
bana karışamaz!'
AKP'nin tavrı tam işte budur.
Bu tavır; diktatörlüğün bir görüntüsüdür.
Başbakan Erdoğan; laiklik ilkesini çiğnemeyi 'değişim
ve dönüşüm' diye kamufle ediyor. Bu yolda giderken de
yargının kendi istediği gibi kararlar vermesini
istiyor.
Hatırlatalım ki; padişahlar bile zamanlarında
yargı denetimine tabi olmuşlardır. Yani; o tek
kişi yönetiminde bile yargı işlemiş;
uygulamaları yönlendirmiştir. Hiçbir padişah
dinsel konularda şeyhülislamların önüne geçememişlerdir.
Sivil yargıda ise kazaskerler ve kadılar; padişahın
emirerleri gibi hareket etmemişlerdir.
Günümüzde; iktidara gelen bir partinin 'Bizi halk seçti,
halk böyle istiyor.' diyerek, seçmenin oyunu; devletin
temeli olan yargının üstüne çıkarmaya kalkışması;
sivil diktatörlük özlemidir.
Bir parti bırakın yüzde 47'yi, yüzde 97 oy alsa
bile yargı sistemini hiçe sayacak uygulamaya kalkışamaz.
AYIP ÖZBUDUN AYIP
Yargı; hükümetin uygulamalarını anayasaya ve
kanunlara göre denetlemekle görevlidir. AKP'ye anayasa hazırlamakla
görevli Ergun Özbudun; AKP hakkında Yargıtay'ın
dava açmasını 'O zaman halkı da kapatın!'
diye yorumlamış.
İşte size Türkiye'ye anayasa yapmaya çalışan
insanın kafası...
Refah Partisi kapatılırken bu kapatma davasını
savunan bu adam...
Aynı çizgiyi devam ettiren AKP'yi savunan da bu adam.
Neden?
Demek ki Bay Özbudun hukuk adamı olmaktan çıkmış,
siyasi bir kişilik haline gelmiş; AKP'nin muhafızı
gibi davranmaya başlamıştır. Bunun yapacağı
anayasa da Türkiye'yi geriye götürmeye çalışan
kadrolara yol verecek bir anayasa olacaktır.
İşte Türkiye Ergun Özbudun gibi Batıcı görünüp
tarikatçilerle işbirliği yapan hukukçular ve
liberal aydınlar yüzünden böyle bir kavganın içine
iteklenmiştir.
İKTİDARA OLMASI DAHA TEHLİKELİ
Anayasanın 68 maddesi; partilerin laiklik ilkesine uygun
biçimde kurulmasını şart koşar. 69. madde
ise; bu ilkeye aykırı davranan partilerin kapatılacağını
karar altına alır.
Hele hele laikliğe aykırı davranan bir parti
iktidarda ise; bunun ülkeye vereceği zarar kat kat daha
fazla olacaktır. Yargı, elbette bunu da özel olarak
dikkate alacaktır.
AKP'nin iktidarda olduğu sürece baktığımızda,
bu partinin Refah ve Fazilet partilerinden çok daha açık
ve pervasız biçimde laiklik ilkesi ile mücadele ettiğini
görmekteyiz. Böyle bir durumda Yargıtay Başsavcısı,
AKP hakkında kapatma davası açmamış
olsaydı; görevini ihmal etmiş olurdu...
Umarım ki AKP tepe yönetimi Türkiye'nin sahipsiz olmadığını
anlar.
Lakin; gelen ilk işaretler; bunların inatla din
istismarına devam edeceklerini gösteriyor.
Yazık! Kaybeden sadece onlar olmayacak, hepimiz geriye
gideceğiz.