Rıza Zelyut
Hükümeti yargı denetler

  Güneş
17/03/2008

 

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AKP hakkında kapatma davası açmasından sonra konuşanlara bakınca, gülmeden edemiyorum.
Başbakan Erdoğan, Yargıtay'ı yok sayan bir tavırla, AKP hakkında dava açılmasını gayri meşru gösteriyor. İktidara bağlı gazetelerde yazan köşe yazarları ve gericilikten nemalanan öğretim üyeleri de aynı telden çalıyorlar:
Neymiş efendim; iktidardaki bir parti kapatılamazmış.
Yani; bir parti TBMM'de çoğunluğu ele geçirmiş ise, o istediğini yapabilirmiş.
Bunu yapması da insan hakları ve demokrasi gereği imiş.
Daha önce yazdık; yine hatırlatıyoruz: Demokrasi; çoğunluğun diktatörlüğü değildir. 'Ben Meclis'te çoğunluğum o zaman bu ülkeye istediğim rejimi getiririm.' diyemezsiniz.
Meclis Başkanı Köksal Toptan; 'Kuvvetler ayrılığı, başına buyrukluk değildir.' diyerek Yargıtay'a gönderme yapıyor.
Çok doğru; kuvvetler ayrılığı başına buyrukluk olmadığı için, Yargıtay, yürütmeyi uyarmak üzere harekete geçmiştir. Bu durum; demokrasinin işlemesi için şarttır.
Türkiye'yi yöneten üç temel güç var: Yasama (TBMM), yürütme (hükümet), yargı...
Şu an yasama ve yürütme AKP'nin denetimindedir.
Yürütmenin yaptığı işlerin hukuka uygun olup olmadığını da yargı denetler.
Modern demokrasinin olmazsa olmaz şartı budur.
Buna hukukun üstünlüğü de denilebilir.
Avrupa demokrasisi; yasama ve yürütmenin hukuk tarafından denetlenmesi üstünde şekillenmiştir.
İşte Türkiye'nin temel sorunu tam da buradadır.
Yasama ve özellikle de yürütme; kendisini yargı denetiminin dışında ve hatta yargının üstünde görmek istemektedir.
'Ben yüzde 47 oy aldım; iktidara geldim; o zaman yargı bana karışamaz!'
AKP'nin tavrı tam işte budur.
Bu tavır; diktatörlüğün bir görüntüsüdür.
Başbakan Erdoğan; laiklik ilkesini çiğnemeyi 'değişim ve dönüşüm' diye kamufle ediyor. Bu yolda giderken de yargının kendi istediği gibi kararlar vermesini istiyor.
Hatırlatalım ki; padişahlar bile zamanlarında yargı denetimine tabi olmuşlardır. Yani; o tek kişi yönetiminde bile yargı işlemiş; uygulamaları yönlendirmiştir. Hiçbir padişah dinsel konularda şeyhülislamların önüne geçememişlerdir. Sivil yargıda ise kazaskerler ve kadılar; padişahın emirerleri gibi hareket etmemişlerdir.
Günümüzde; iktidara gelen bir partinin 'Bizi halk seçti, halk böyle istiyor.' diyerek, seçmenin oyunu; devletin temeli olan yargının üstüne çıkarmaya kalkışması; sivil diktatörlük özlemidir.
Bir parti bırakın yüzde 47'yi, yüzde 97 oy alsa bile yargı sistemini hiçe sayacak uygulamaya kalkışamaz.

AYIP ÖZBUDUN AYIP
Yargı; hükümetin uygulamalarını anayasaya ve kanunlara göre denetlemekle görevlidir. AKP'ye anayasa hazırlamakla görevli Ergun Özbudun; AKP hakkında Yargıtay'ın dava açmasını 'O zaman halkı da kapatın!' diye yorumlamış.
İşte size Türkiye'ye anayasa yapmaya çalışan insanın kafası...
Refah Partisi kapatılırken bu kapatma davasını savunan bu adam...
Aynı çizgiyi devam ettiren AKP'yi savunan da bu adam.
Neden?
Demek ki Bay Özbudun hukuk adamı olmaktan çıkmış, siyasi bir kişilik haline gelmiş; AKP'nin muhafızı gibi davranmaya başlamıştır. Bunun yapacağı anayasa da Türkiye'yi geriye götürmeye çalışan kadrolara yol verecek bir anayasa olacaktır.
İşte Türkiye Ergun Özbudun gibi Batıcı görünüp tarikatçilerle işbirliği yapan hukukçular ve liberal aydınlar yüzünden böyle bir kavganın içine iteklenmiştir.

İKTİDARA OLMASI DAHA TEHLİKELİ
Anayasanın 68 maddesi; partilerin laiklik ilkesine uygun biçimde kurulmasını şart koşar. 69. madde ise; bu ilkeye aykırı davranan partilerin kapatılacağını karar altına alır.
Hele hele laikliğe aykırı davranan bir parti iktidarda ise; bunun ülkeye vereceği zarar kat kat daha fazla olacaktır. Yargı, elbette bunu da özel olarak dikkate alacaktır.
AKP'nin iktidarda olduğu sürece baktığımızda, bu partinin Refah ve Fazilet partilerinden çok daha açık ve pervasız biçimde laiklik ilkesi ile mücadele ettiğini görmekteyiz. Böyle bir durumda Yargıtay Başsavcısı, AKP hakkında kapatma davası açmamış olsaydı; görevini ihmal etmiş olurdu...
Umarım ki AKP tepe yönetimi Türkiye'nin sahipsiz olmadığını anlar.
Lakin; gelen ilk işaretler; bunların inatla din istismarına devam edeceklerini gösteriyor.
Yazık! Kaybeden sadece onlar olmayacak, hepimiz geriye gideceğiz.